#1  
Alt 08.Ocak.2019, 23:01
RusLan RusLan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 08.Ocak.2019
Mesajlar: 1,578
Standart Regresif Otizm

Regresif Otizm

Bu makalemle, Otizm üzerine çalışan bir eğitimci ve aynı zamanda Dr. Adayı olarak araştırmacı kimliğimle; sizlere biraz daha farklı bir pencereden otizme bakış açısı sunmak ve Otizmle ilgili milli ve küresel bazda araştırma, bilgi ve deneyim sonuçlarını irdeleyerek sizlerle analiz etmek istiyorum.


Öncelikle Regresif Otizmin tanımlamadaki yerine değinerek bu konudaki belirsizliğe katkıda bulanabileceğimizi düşünüyorum. Bu noktada, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından Ruhsal Bozukluklara İlişkin Tanı ve İstatistik El Kitabının 2000 yılında yayımlanan (DSM-IV-TR 2000) kılavuzunda Otizm Spektrum Bozukluğu 5 ayrı alt kategoride ele alınmış olup; devamında 2013 yılında yayınlanan (DSM-V) kılavuzunda bu kategorileştirme sürecinde alt sınıflandırmadan ziyade Otizmi, ‘Otizm Spektrum Bozukluğu’ olarak tek çatıda ele almayı ve devamında boyutsal sınıflamaya gidilerek ‘Hafif, Orta ve Ağır’ şeklinde düzen düzenlemesi yapılması kararlaştırılmıştır. Regresif Otizm; Otizm Spektrum Bozukluğu içinde ne kategorisel sınıflamada (DSM-IV-TR), ne de boyutsal değerlendirmede (DSM-V 2013) yer saha ayrı bir sınıflama türü değildir. Bilakis, çeşitli faktörlerin etkisiyle normal gelişimin duraksaması ve/veya gerilemesi sonucunda otizm belirtilerinin ortaya çıkma sürecini gösteren bir tanımlamadır. Bu tanımlama çerçevesinde Regresif otizmli fert iyi analiz edilerek Tipik Otizmli mi, Atipik Otizmli mi, Aspergerli mi veya Otizmin boyutsal olarak (Hafif, Orta, Ağır) hangi seviyesinde olduğu tespit edilmelidir. Çünkü Regresif Otizm normal gelişim seyrinde gerileme olarak ortaya çıktığı için tanılamada başka rahatsızlıklarla karıştırılabilmektedir.


Son yıllarda otizmli bireylerle yapılan çalışmalarda ve bilhassa son on yıldır kendi araştırmalarımda ailelerden aldığım biyografik inceleme bilgilerinde: “Çocuklarının 2 yaşına kadar Konuşma ve Sosyal iletişim becerileri ile diğer gelişim alanlarının umumi olarak yaşıtlarıyla aynı düzeyde seyrettiği, hatta bazı alanlarda ise yaşından daha ileri gelişim gösterdiği, bazı aileler ise 3 yaş vakit dilimine kadar tüm alanlarda çocuklarının gelişiminin normal seyrettiği, bazen aileler ise 18-19 aylık döneme kadar gelişimin normal seyrettiğini; ama bu evreden sonra bilhassa Dil gelişimi ve Sosyal iletişim alanlarında yavaş yavaş gerilemenin, hatta kendisini art çekerek bu becerileri yapabilme yeteneğinin sınırlanmaya başladığını, daha da net ifadeyle çocuğunun önceleri akıcı ve düzgün bir şekilde konuşurken, birkaç ay öncesine kadar birdenbire konuşmamaya başlaması gibi…” bilgiler paylaştılar. Bu duraksama veya gerileme alanlarının umumi olarak bireyin diğer gelişim alanlarını da ilk evrede dolaylı ama ilerleyen safhalarda doğrudan etkilediğini görmekteyiz.


Genel olarak baktığımızda literatürde Otizmli çocukların yüzde 25' inde konuşma yeteneğindeki gelişimin normal olarak başladığı; ancak 16 ile 30 aylıkken bu yeteneklerini kaybetmeye başladıklarını görmekteyiz. Regresif Otizm denilen bu durumu bazı doktorlar bilemeyebiliyorlar ve çocukta daha a??rba?l? beyinsel hasar veya hastalıklar olduğu düşüncesiyle devinim edebiliyorlar, dolayısıyla yanlış bir teşhis ya da tanılama süreciyle karşılaşabilirsiniz de!


Literatür tarama bilgilerinde Regresif Otizmin, normal gelişim göstermekte olan bir çocuğun yaklaşık 16-18 aylıktan itibaren Konuşma ve Sosyal Becerilerini kaybetmesi ve sonradan Otizm tanısı konmasıyla ortaya çıktığını görmekteyiz. Otizmli çocuklarda gerilemeyi tanımlamak için ayrıca saha yazında Otistik gerileme, Otistik regresyon ve Edinilmiş Otizm Sendromu gibi terimlerde kullanılabilmektedir. Bu gerileme durumu için standart bir tanımlama bulunmamaktadır.


Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocukların yaklaşık % 25-30’u sözcükleri söylemeye başladıktan sonra, genelde iki yaş civarında konuşma yetisini kullanmamaya başladığını görmekteyiz. Bazı çocuklar konuşmayı kaybetmek yerine sosyal gelişimi kaybederken bazı çocuklar her ikisini de kaybedebilir. Gerilemeden sonra çocuk, otistik nörolojik gelişimin standart modelini izleyebiliyor. Terim, nörolojik gelişimin bilakis döndüğüne işaret eder, aslında gerileyen nörolojik gelişme değil, yalnızca etkilenen gelişimsel becerilerdir. Genellikle otistik nörolojik gelişimde doğumdan itibaren yaşa müsait otizm belirtilerin görülmesi ve buna e? gerilemelerin olmaması daha olağandır.


Beceri kaybı hızlı ya da yavaş olabilir ve öncesinde beceri ilerlemesi olmayan bir devre görülebilir. Bu kaybın yanı sıra sosyal oyunlarda azalma ve asabiyette artma da görülebilir. Geçici süre için elde edilen beceriler birkaç sözcükle ve çok kolay sosyal algılama ile sınırlı kalabilir. Bazı durumlarda çocuk yeni sözcükleri öğrenirken eski öğrendiklerini unutabilir de…


Otizm Spektrum Bozukluklarında gerileme çok iyi betimlenmiştir ve gerilemeyi tek bir faktöre bağlamak tanı koymayı geciktirebilir. Regresif Otizmin ortaya çıkması, başlangıçta ağır işitme kaybından şüphelenen ebeveynler için sürpriz ve rahatsız edici bir gelişme olabiliyor. Belirtilerin ortaya çıkış şekli doğal olarak birçok kişide potansiyel çevresel faktörlerin otizmi tetiklediğinden şüphe duyulmasına sebep olabilir. Özellikle birçok belirgin belirtinin çocuğun çeşitli hastalıklar için aşılanmasından sonra başlaması, ateş, kızarıklık ve hızlı beceri kaybı görülmesi durumunda doğrudan otizm ve aşılama arasında bağlantı kurulmasına sebep olabilmektedir. Her ne kadar bazı tartışmalar hâlâ sürse de aşılar ile otizm arasında bir bağ olduğu düşünülmektedir. Civa zehirlenmesi olan bazı çocuklar, 9 yaşına kadar DMSA tedavisi ile ancak kurtulabilmeleri buna misal olarak verilebilmektedir; ama bu konuda aşılar doğrudan otizme sebep olmaktadır dememiz doğru olmaz da. Çünkü civa ağır metali kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşılarında da bulunmaktadır. Yine otizmli çocukların katıldığı ve aşıların otizme yol açıp açmadığının incelendiği başka bir araştırmanın sonucu ise aşılarla otizm belirtilerinin ortaya çıkması arasında bir ilişkinin olmadığını göstermektedir de. Zannımca, ebeveynlerin bu konuda daha detaylı araştırmalara dayanan bilimsel verilerle aydınlatılmaya ihtiyaçları var…





İLK BELİRTİ NE OLABİLİR?


NE YAPILMALI?





Bir uzman olarak “Regresif Otizm” konusunda öğrencilerin ebeveynlerine sormamız gereken sorulardan en önemlisinin “Çocuğun gelişim sürecinde herhangi bir fiziksel veya a??rba?l? bir psikolojik travma vb. duruma maruz kalmış mı? Buna enlem ya da bağımsız olarak bazı yeteneklerini son günlerde kaybedip kaybetmediği?” ni öğrenmek ve ayrıntılı biyografik bilgi alarak rasat yapmaktır, diye düşünüyorum…


18. aya kadar normal çizgide iyi bir gelişim gösterip, net bir şekilde sözcük taklit eden, amacına müsait iletişim kuran bir çocuğun birdenbire konuşma durumunun sonlanması; üzerinde a??rba?l? şekilde durulması ve iyi analiz edilerek doğru değerlendirme yapılması müthiş ehemmiyet arz eden bir durumdur. Aksi taktirde Regresif Otizm yerine Umumi gelişimde gecikme, İşitme kaybı ve/veya Kas koordinasyon sorunları, sadece Konuşma problemi, İçe kapanma ya da Uyaran (Yaşantı) Eksikliği gibi farklı yetersizlik veya ar?za tanılaması ile karşı karşıya kalabilirsiniz de!!! L


Çocuğun motor yeteneklerinin durumu (yürümesi ve denge kurması), yeme ve yutma konusunda herhangi bir mesele yaşayıp yaşamadığı, işitme test süreçlerine tepkisi ve umumi gelişim kordinasyon ve ahenk durumu bütünlük halinde incelenmesi gerekmektedir. J





OTİZM NİÇİN SONRADAN DA OLUŞABİLİR! DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?





Yakın geçmişten günümüze bakıldığında ilim uzmanlarının vurguladığı noktaların dikkati çekmemesi elde değil. Dünya genelinde yoğun çalışmalar yapılmakta olup, bilhassa genetik nedenli faktörler ve çevresel faktörler üzerine a??rba?l? araştırmalar yapılmaktadır. Bunun yanında son zamanlarda bazı ilim adamlarınca biyolojik nedenli faktörler üzerine de araştırmalar yapılmaktadır.


Otizme sonradan etkisi bakımından çevresel faktörlerin mühim bir yeri olduğunu düşünüyorum. Bu faktörlerin bir kaçına değinecek olursak; çağın küresel dengelerinin bozulması sonucu bunun ekolojik sistem üzerindeki menfi etkileri, tarım sektöründe kimyasal ilaç kullanımının artması, tarım ürünlerinde organik yapının bozularak suni gıda üretim (Genetiğiyle oynanmış ürünler) ve tüketiminin artması, radyasyon etkilerinin a??rba?l? bir şekilde yaşam çemberimizin her noktasına tesir fiyat hale gelmesi, ilaçların bilhassa de antibiyotiklerin kullanımının yaşamımızın bir parçası haline gelmesi, sanayileşmeye enlem hava kirliğinin atması, otomobil egzozlarından çıkan yoğun miktarda zararlı gazlar, kozmetik ürünleri vb. kimyasal ürünlerin bizlerle beraber çocuklarımızın yaşamının her alanına girmesi, yetersiz beslenme, vitamin eksikliği, etkileşim ve paylaşımdan yoksun aile ortamı, sosyal uyaran eksikliği, teknoloji bağımlılığı (Tv, bilgisayar) gibi geniş tesir alanı olan faktörlerin artması ile otizm yelpazesi daha da geniş bir halka olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, öncesinde var olabilen genetik bir mutasyon ya da bireyin yaşamını etkilemeyecek ve dikkat çekmeyecek şekilde tepkisiz durumda olan bazı belirtiler, bu saydığımız çevresel faktörler etkisiyle niteliksel ve niceliksel gelişim-değişim göstererek Regresif Otizmi karşımıza çıkartabilmektedir.





Bazı doktorlar otizmi genetik kökenli yani nesilden nesile geçen bir hastalık olarak görmekteler. Aslında otizmin tek yumurta ikizlerinin birinde diğer eşinde olma olasılığının % 60-80 gibi yüksek bir oranda olması ayrı yumurta ikizlerinde ve ikiz olmayan kardeşlerde de oranın % 2-6 gibi normal popülasyondan (% 0.6) daha sık görülmesi genetik teoriyi destekleyen bulgular olarak görünmektedir. Ama otizmin tek yumurta ikizlerinin her ikisinde görülme oranı % 100 değildir, üstelik ikiz eşlerden birinde daha ağır, diğerinde hafif seviyede ortaya çıkmaktadır. Ayrıca h?s?m evliliklerinde bir artış olmadıkça genetik hastalıkların (ör: hemofili, talasemi...) sıklığında da bir artış olmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde h?s?m evliliği çok azdır, ama otizmdeki artış çok a??rba?l? düzeyde yüksektir. Gelişmemiş toplumlarda ise h?s?m evliliği çok sıktır ama otizm sıklığı gelişmiş ülkelere göre belirgin şekilde azdır.





Biyomedikal tedavi ile ilgilenen doktorlara göre otizmin sebebi aka oranda çevresel faktörlerdir ve genetik faktörlerin hastalık üzerinde bariz bir etkisi yoktur. Peki, birkaç ku?ak içinde bu kadar gen değişiminin olmayacağı bilindiğine göre, kırsal yörelerde çok az rastlanan veya birkaç yüzyıl öncesinde çok ender görülme sıklığı olan bu hastalık tablosu kentleştikçe ve batı ya?am tarzına gidildikçe niçin patlama yapıyor? Bunu tek başına genetikle açıklamak pek olas? görünmüyor!!!





Otizme sebep olan geni bulmak için yapılan araştırmaların toplu analizlerinin değerlendirildiği (Kanser, kalp, otizm vb.) mühim bir çalışmada bilinen tek genli fenilketonüri gibi otizm tablosuna yol açan metabolik-genetik hastalıklar ve aşağıdaki bilgiler dışında şuan için pek bilgiye ulaşılamamıştır. Bazı ilim adamları bulunabilen genetik nedenlerin ise binlerce genin ufak değişimlerinden ibaret olduğu anlat?m edilmektedir.


ABD’nin Yale, Harvard ve Washington Üniversiteleri tarafından gerçekleştirilen üç ayrı araştırmada ayrıca,çocuklarda otizm görülme riskinin anne-babanın yaşı ilerledikçe arttığını ve bilhassa 35 yaş üstü babalar için bu riskin daha yüksek olduğu belirtilmiştir.


Bazı ilim insanları yeni araştırmanın, otizm hastalığının biyolojik temelini anlamak adına doğru bir strateji kurmakta kendilerine yardımcı olacağını, geçmişte böyle bir imkanları bulunmadığını ve hastalığın kalıtımsal riskleri ile etraf faktörleriyle olan bağlantısı üzerinde on yıllardır süren tartışmaların ardından, otizmin bir yönünün de genetik temelli olduğunu söylemektedirler.


Araştırmacılar, söz konusu genetik mutasyonlara çok ender rastlandığını ve araştırmalarda yer saha çocukların çok azında bulunduğunu belirtmektedir. Çok ender genetik mutasyonların deşifre edilmesiyle, tüm otizm vakalarının yüzde 15-20’sinin anlaşılabileceği, beyin gelişiminde yaşanan sorunların anlaşılmasında yeni mekanizmalar elde edilebileceği anlat?m edilmektedir. Otizm araştırmalarına dönüm noktası olabilecek üç araştırmada da, de novo mutasyonlar olarak bilinen ve ender görülen genetik bozukluklara odaklanılmaktadır.


Kendilerinde hastalığın belirtisi olmamasına rağmen, çocukları otizm hastası olan çiftlerin kanlarındaki genetik materyal analiz edilerek, ebeveyn ve babadan gelmiş olabilecek genetik özelliklerin incelenmesi yerine, otizm hastalığına sebep olabilecek ilk mutasyonların tespit edilmesi amaçlanmıştır. De novo mutasyonları kalıtsal olmasa da, gebeliğin başlarında veya gebelik süresince doğal olarak ortaya çıkabildiği ve birçok insanda bulunan de novo mutasyonlarının çoğu, gövde ve zihin sağlığına tehdit oluşturmadığı söylenmektedir..


Çalışmalardan ilkinde, Yale Üniversitesi’nde genetik mühendisi ve çocuk psikiyatri olan Dr. Matthew State, otizm ön teşhisi konulan ve otzim hastalığının belirtisini göstermeyen anne-baba ve çocukların oluşturduğu 200 kişide de novo mutasyonlarını saptamaya çalıştı. Araştırmada, birbirleriyle akrabalığı olmayan, otizm hastası iki çocuğun aynıgenlerinde de novo mutasyonları tespit etti. Otizm ön teşhisi olmayan kişilerde ise benzerlik saptanmadı. Sate, “Bu sonuç, üzerinde 21 bin nokta bulunan bir dart tahtasında aynı noktayı iki kere vurmaya benziyor... Mutasyonun tespit edildiği genin otizm hastalığına sebep olma ihtimali yüzde 99.9999” dedi. State ve ekibi, otizm hastası olan bir üçüncü çocuğun farklı bir geninde de de novo mutasyonu tespit etti. Ancak bu genin hastalığa sebep olma ihtimalinin daha düşük olduğu anlat?m edildi.


Diğer bir çalışma ise Washington Üniversitesi’nden Dr. Evan Eichler’in başını çektiği araştırmacılar, Yale Üniversitesi’ndeki araştırmanın benzerini 209 aile üzerinde yaptı. Aynı sonucu veren bu araştırmada, otizm hastası olan bir çocukta, aynı gende genetik ar?za tespit edildi. İki araştırmadaki benzerlik bununla sınırlı kalmadı. Araştırmacılar, h?s?m olmayan iki otizm hastası çocukta, aynı gende de novo mutasyonu olduğunu tespit etti. Otizm teşhisi olmayan insanlar üzerinde yapılan incelemelerde ise e? bir duruma karşılaşılmadı.


Üçüncü ve e? bir araştırma, Harvard Üniversitesi’nden Mark Daly ve ekibi tarafından gerçekleştirildi. İlk iki araştırmadaki üç geni bulmaya çalışan Daly, bu genleri taşıyan daha çok olay buldu. Daly, “Her insanda umumi olarak en az bir de novo mutasyonu bulunuyor. Ancak bu araştırmada, otizm hastası olan çocukların bu mutasyonları daha yüksek bir oranda bulundurduklarını ve mutasyonun etkilerinin çok daha kuvvetli olduğunu gördük” dedi.


Her üç araştırma, otizm riskinin anne-baba yaşının ilerlemesiyle arttığını göstermektedir. Dr. Eichler, 51 de novo mutasyonu üzerinde yaptığı analizde ise erkeklerdeki DNA’nın kadınlara kıyasla genetik bozukluğa sebep olma ihtimalinin dört kat daha çok olduğunu tespit etmiş olup, Otizm hastası bir çocuğa sahip olma riskinin, 25 yaşındaki erkeklere kıyasla 35 yaşındaki erkeklerde artması, yaş faktörünün etkisini iyice gözler önüne sermektedir. Ilim insanları yaş farklıyla ortaya çıkan bu etkiyi, “yaşlı erkeklerin spermlerinin beyin gelişimini etkileyebilecek genetik bozukluklara sebep olabileceği ihtimaline” dayandırmaktadır.


Yine de bazı ilim adamları bu çalışmalara temkinli yaklaşmaktadır. San Diego Üniversitesi’ sinde moleküler tıp alanında akademisyen olan Jonathan Sebat, “Bu araştırmaların bir atılım olduğuna inanmıyorum, çünkü e? sonuçlar elde edilmesini bekliyorduk... Yine de bir dönüm noktası olabilir. Gelecek bir iki yıl içinde, 20-30 veya daha çok genetik mutasyon keşfedebileceğimizi söyleyebilirim” derken, diğer uzmanlar ise konuya daha şüpheli yaklaşarak, çok ender görülen mutasyonların genetiğinin deşifre edilerek, bu mutasyonların belli genler üzerindeki etkisi hakkında kati açıklamalar yapılamayacağını savunabilmekteler. Johns Hopkins Üniversitesi Genetik Tıp Enstitüsü’nden Dr. Aravinda Chakravarti ise “Bu çok iyi bir başlangıç ancak ender görülen mutasyonların nedenini, hatta umumi popülasyondaki seviyesini bilmiyoruz, daha çok çalışılması gerek” ifadesini kullanmaktadır.


Bu çerçevede tabi ki genetiğin otizm üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını söylemek yanlış olacaktır. Bazı ilim adamları aslında otizmli çocukların çoğunda çok sayıda tek-gen polimorfizmleri olduğunu, tek-gen polimorfizmlerinde talesemi gibi kalıtsal hastalıklarda olduğu gibi, genlerde bir eksiklik ya da yapısal bir bozuk olmadığını, ama genin kalitesi bozuk ve yönetim ettiği enzim tembel çalıştığını söylemektedirler. Ayrıca çevresel zararlılar (ağır metaller, böcek ilaçları, antibiyotikler, enfeksiyon ajanları vb.) ve vitamin eksiklikleri durumunda tembel çalışan genlerin fonksiyonları daha da bozulabildiğini söylüyorlar. Ilim dünyasında genetiğin bu dalına ‘epigenetik’ deniyor. Bütün bu araştırmalar otizmin a??rba?l? bir hızla arttığını göstermekte; bu durumun esas olarak sadece genetik nedenli olmayacağını, çevresel faktörlerin otizm tablosunun oluşumunda çok mühim etkilerinin olduğunu kuvvetle düşündürmektedir.





Bu süreçte yapmakta olduğumuz bilimsel çalışmalar, gözlemler, değerlendirmeler, analizler vb. sonucunda bilgi sürecinin, tanıya özgü kriterlerin, standart semptomların etkilendiğini ve çocuktan çocuğa sınırlarının o kadar çok değiştiğini görmekteyiz ki; şuan bir tanılama için kalıplaşmış olarak düşünülen bazı belirtiler ve sınırlar değişmiş ve halen de değişmektedir. Bireye özgü spesifik çerçevede otizmi ele aldığımızda çocuğun sizinle göz teması kurmaması, rutini bozulduğu vakit dü? kırıklığına uğruyor olması, kendi ekseni etrafında dönüyor olması, kollarını sağa sola savurması veya ellerini birbirine çırpması gibi belirtiler olmadığı zaman, bu çocuğun otizmli veya otizm spektrum bozuklar yelpazesinde yer almadığı anlamına gelmez, diğer bir ifadeyle bu belirtiler yoksa da otizmli değil diyemezsiniz. Çünkü otizm yoğunluğu yaşama yansıtma açısından bir sayı doğrusu gibidir, her iki ucu da açıktır, bir tarafa ilerledikçe belirtilerin şiddeti yoğunlaşmakta; ama, fakat diğer tarafa ilerlendiğinde belirtilerin şiddeti hafifleyebilmekte ve şekli değişebilmektedir. O nedenle otizmle ilgili bu geniş yelpazeyi iyi analiz ederek doğru sentezleme yapabilmek çok önemlidir. Aksi durumda yanlış teşhis sonucu yanlış müdahale ile kaybedeceğiniz zamandır. Daha doğru ifadeyle erken tanılamanın önemini göremediğiniz de kaybedeceğiniz tek şey aslında çocuğunuzun geleceğidir!!! L L L


OTİZM için, zamanında doğru tanılama ve uzman bir eğitimci ile (otizm dalında uzman) çocuktan çocuğa spesifik özellikler gösteren semptomlar ve bu semptomların menfi etkileri her geçen vakit sürecinde şekillendirilerek tesir gücü azaltılabilmekte, bireyin çoğu gelişim alanlarında entegrasyonu, beklenilen akademik performansı ve istenilen gelişim düzeylerine ulaşabilmesi a??rba?l? anlamda yakalanabilmektedir… Yeter ki ERKEN ve DOĞRU TEŞHİS yapılabilsin ve zamanında müsait formal - informal eğitim programları ile sosyal entegrasyonel programlar aileyle beraber yoğunlaştırılmış bir eğitim süreci şeklinde izlenebilsin… Daha detaylı bilgi almak için web adresimiziwww.mehmetkucukgoz.com inceleyerek ve bize yazabilirsiniz.


Saygılarımla.
MehmetKÜÇÜKGÖZ
Özel Eğitim Uzmanı & Testör
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Forum Jump


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:45.

Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2026 DragonByte Technologies Ltd.

 

ankara escort ankara escort ankara escort çankaya escort ankara otele gelen escort eryaman escort eryaman escort ankara escort eryaman escort kızılay escort escort ankara çankaya escort kızılay escort ankara eskort Antalya Seo tesbih
Flim izle Sex Hikayeleri Online Dizi izle Yeşilçam Filmleri Ataşehir Escort ankara escort